Küreselleşme çağında İslam bilim geleneği
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Küreselleşme sadece günümüzün bir gerçeği değil aynı zamanda insan mahiyetinin önemli bir unsurudur. Küreselliğin insan mahiyetinin bir unsuru olmasından kastettiğimiz şudur ki, insanlarda devamlı başka çevrelere açılma hasreti vardır. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Örnek verecek olursak insanlığın ilk dönemlerden beri birçok toplum bulunduğu yeri terk ederek yeryüzünde başka yerleri keşfetmeye ve daha çok arzuladıkları bir bölgeyi buluncaya kadar dolaşıp durmuşlar ve sürekli yeni keşifler yapmışlardır. Bunun dışında Cengiz Han gibi geniş topraklara sahip olma arzusu insan fıtratındaki öteleri keşfetme hasretini bir ölçüde yansıtmaktadır. Şüphesiz ki, Orta Asya’dan göç eden Türk kabilelerinin birkaç yüzyılı kapsayan ve Avrasya tarihinin büyük bir kısmını yeniden şekillendiren bir dizi önemli hareketlerin tarihi de bunun güzel bir örneğidir. Erken göçler bu bölgeden yaklaşık 4. - 6. Yüzyıllar arasında gerçekleşmiştir. Bilinen en eski Türk kabileleri, Orta Asya bozkırlarında, özellikle günümüz Moğolistan, Kazakistan ve Sibirya yakınlarındaki Altay Dağları çevresinde ortaya çıkmıştır. Göktürk İmparatorluğu (552-744), organize Türk yayılmasının başlangıcını işaret eden ilk büyük Türk imparatorluklarından biridir. Bu dönemde, Türkçe konuşan halklar batıya doğru yayılmaya başlamış ve Orta Asya steple- rinde önemli bir varlık göstermiştir. Yine 8. - 9. Yüzyıllardaki Uygur göçü güzel bir örnek teşkil etmektedir. 8. yüzyılda, Türk kabilesi olan Uygurlar, Göktürk Kağanlığının çöküşünün ardından batıya doğru göç ettiler. Sonunda Moğolistan bölgesine yerleştiler ve daha sonra Doğu Türkistan’a (günümüz Çin’in Sincan bölgesi) taşındılar...










