İHÜ Araştırma ve Akademik Performans Sistemi
DSpace@İHÜ, İbn Haldun Üniversitesi’nin bilimsel araştırma ve akademik performansını izleme, analiz etme ve raporlama süreçlerini tek çatı altında buluşturan bütünleşik bilgi sistemidir.

İndekslere Göre Dağılım
Yıllara Göre Dağılım
Türlere Göre Dağılım
Güncel Gönderiler
Mobility, demographics, and pandemic spread: A framework for targeted policy interventions
(Elsevier, 2026) Sayın, Mesut; Eryarsoy, Enes; Zaim, Selim; Yönetim Bilimleri Fakültesi, İşletme Bölümü
Background: Pandemics force governments to make rapid, high-stakes decisions on mobility restrictions and resource allocation, often under severe uncertainty. Conventional one-size-fits-all mobility policies overlook demographic heterogeneity, which leads to uneven effectiveness and significant economic costs. Objective: This study develops an integrated analytical framework for pandemic policy that combines epidemiological spread-speed estimation with socio-demographic mediation analysis to inform targeted interventions. Methods: Using U.S. county-level data, we estimate weekly spread speed via the Susceptible-Infectious-Recovered (SIR) model and combine this with mobility data from Google and Apple and demographic indicators from the American Community Survey. Structural Equation Modeling (SEM) is employed to test how demographic constructs (deprivation, non-car mobility, homogeneity, and work-alone behaviors) mediate the mobility–spread relationship. Results: Our findings indicate that the association between mobility and transmission is largely captured through demographic constructs in the SEM, with the direct mobility–spread association attenuating after deprivation, non-car mobility, homogeneity, and work-alone behavior are incorporated. These patterns suggest that mobility restrictions alone may be less effective unless they are aligned with local demographic conditions. Conclusions: These results highlight the need for demography-aware policies, such as remote work incentives, transit de-densification, and targeted support for disadvantaged populations. Our model enables policymakers to design region-specific strategies that balance epidemiological impact with economic sustainability by collapsing complex demographic variables into actionable constructs. This research advances pandemic governance by moving beyond descriptive dashboards to decision-ready insights to offer a scalable framework for tailoring interventions that are both effective and equitable. Public interest abstract: Governments often implement uniform mobility restrictions during pandemics, assuming that reducing movement alone curbs transmission. However, prior research shows that demographic factors such as poverty, household structure, and reliance on public transit significantly influence compliance and disease spread. This study introduces a generalizable framework that integrates epidemiological modeling with socio-demographic mediation analysis. Using U.S. county-level data, we show that the relationship between mobility and transmission is strongly shaped by demographic constructs such as deprivation, reliance on non-car mobility, homogeneity, and work-alone behavior. This suggests that policies should move beyond blanket mobility restrictions toward demography-aware interventions. Strategies such as remote work incentives, transit de-densification, and targeted support for disadvantaged populations can improve effectiveness and equity while reducing economic costs.
Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye’de hanefi mezhebindeki müftâ bih görüşün terk edildiği maddeler ve terk sebepleri üzerine (Kefâlet ve havâle akitleri özelinde)
(İbn Haldun Üniversitesi, 2026) Karazehir, Bekir Sıtkı; Shamshiyev, Ozat
Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye, son dönem Osmanlı hukuk sisteminin temel kaynaklarından biri olup, özellikle Hanefi mezhebi perspektifine göre oluşturulmuş bir metindir. Hanefi mezhebinin ictihadlarına dayanan bu medeni kanun, Osmanlı Devleti’nde hukukun modernleşme sürecinde önemli bir rol oynamıştır. Bu çalışmada, Mecelle’de Hanefi mezhebinde fetvâya esas (müftâ bih) kabul edilen görüşlerin dışında tercih edilen görüşlerin tespit edilmesi ve bu tercihlerin sebeplerinin anlaşılması hedeflenmiştir. Kefâlet ve havâle akitleri özelinde yapılan inceleme, söz konusu tercihlerdeki değişimlerin nedenlerini anlamaya yönelik bir adım olarak ortaya çıkmıştır. Konuyla ilgili daha önce ortaya konulan literatüre baktığımızda, farklı açılardan hem Mecelle hem de Mecelle’nin şerhleri üzerine birtakım tezler ve makaleler yazıldığını görebilmekteyiz. Ancak Mecelle özelinde müftâ bih kavlin terk edilmesini inceleyen müstakil bir çalışma bulunmadığını gözlemlemekteyiz. Literatürdeki boşluğu doldurma adına araştırmada, içerik inceleme modeline dayalı nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Bu yaklaşım, Mecelle’nin ilgili maddelerinde yer alan tercihler ve bu tercihlerle ilgili metinlerin detaylı bir şekilde incelenmesini sağlamıştır. Araştırmadaki temel hedef, Mecelle’de yer alan kefâlet ve havâle akitleri üzerinde müftâ bih kavlinin terk edilmesi durumlarını analiz etmek ve bunun arkasındaki sebepleri açıklamaktır. Çalışmada, bu akitlere ilişkin fetvâların zamanla nasıl değiştiği, hangi görüşlerin tercih edildiği ve bu tercihlerde hangi faktörlerin etkili olduğu irdelenmiştir. Araştırmada yalnızca Mecelle metni değil, aynı zamanda Mecelle şerhleri de göz önünde bulundurulmuştur. Bu sayede fetvâlar arasındaki farklılıkların nedenleri daha kapsamlı bir şekilde ele alınabilmiştir. Araştırma, Hanefi mezhebinin klasik fetvâ anlayışının ve zamanın sosyal ve ekonomik şartlarının nasıl bir arada işlediğini ortaya koymuştur. Çalışmada önce akit, fetvâ, iftâ ve müftâ bih kavramlarının tanımları verilerek mezhepte müftâ bih kavlin terk edilme sebepleri incelenmiştir. İlginç bir şekilde kitâbü’l-kefâlenin esbâb-ı mûcibesinde 621. madde dışında müftâ bih dışına çıkılmadığı dile getirilse de araştırmamızın neticesinde 633. maddede de müftâ bih kavle rağmen bir tercih yapıldığı tespit edilmiştir. Kitâbü’l-havâlede ise esbâb-ı mûcibede ifade edildiği üzere 682. ve 692. maddelerde müftâ bih dışına çıkılmıştır. Söz konusu tercihlerde, dönemin uygulamaları ve zamanın getirdiği zaruretlerin etkisi net bir şekilde görülmektedir. Bununla birlikte, yapılan tercihlerdeki değişimlerin, İslam hukukunun dinamik yapısının bir yansıması olduğu da anlaşılmaktadır. Nitekim çalışmanın neticesinde Mecelle’nin ilgili maddelerinde müftâ bih kavlinin terk edilmesinin ardında yatan sebepler, zamanın değişimi, toplumun ihtiyaçları ve örfün etkisi olarak öne çıkmıştır. Sonuç olarak bu araştırmada, Mecelle örneği üzerinden İslam hukukunun, toplumun ve zamanın getirdiği değişimlere nasıl uyum sağladığı ortaya konmuş ve hukukun kendi iç dinamikleriyle gelişebileceği ve örfle zamanın değişmesiyle birlikte hukuki uygulamaların da dönüşüme uğrayabileceği vurgulanmıştır.
Küresel imaj ve ülke markalaması ekseninde kültürel diplomasi enstrümanı olarak Türk mutfağının konumlandırılması
(Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Yayınları, 2026) Baştürk, Mustafa Barış
Uluslararası ilişkiler disiplininde 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren yaşanan yapısal dönüşümler, devletlerin güç unsurlarını tanımlama biçimlerini köklü değişikliğe uğratmıştır. Geleneksel realizmin vurguladığı askerî tehdit veya ekonomik yaptırım gibi zorlayıcı araçlara dayanan sert güç yaklaşımlarının aksine yumuşak güç, bir devletin sahip olduğu kültürel ve ideolojik değerlerin cazibesiyle diğer aktörleri kendi safına çekebilme ve onların tercihlerini şekillendirebilme kapasitesidir (Nye, 2004). Bu güç biçimi, muhatap kitleler nezdinde rıza üretme ve sempati oluşturma noktasında üç temel kaynağa dayanmaktadır: Ülkenin paylaşılan kültürel mirası, iç ve dış siyasette savunduğu evrensel siyasi değerler ve uluslararası arenada sergilediği politika uygulamalarının ahlaki meşruiyet düzeyi (Vuving, 2009). Günümüzün ağ toplumuna dayalı küresel sisteminde yumuşak güç, devletlerin dış politika hedeflerine ulaşırken kullandıkları maliyeti düşük ancak etkisi uzun vadeli bir enstrüman olmanın ötesinde, ülkenin küresel marka değerini ve diplomatik itibarını tayin eden belirleyici bir parametre niteliği taşımaktadır (Kalın, 2011). Bu paradigma değişimi içerisinde kültürel diplomasi, ulusların yabancı kamuoyları nezdinde rıza üretme ve olumlu algı inşa etme süreçlerinde en nitelikli stratejik araçlardan biri haline gelmiştir…
Aynı denklemde iki yabancı: Aktivistler ve halkla ilişkiler - uygulamada Türkiye gerçeği
(Nobel Akademik Yayıncılık, 2026) Gözgöz Çiydem, Nadile
Günümüzün dinamik iletişim ekosisteminde halkla ilişkiler, yalnızca kurumların imajını yöneten teknik bir araç mıdır yoksa toplumsal değişimin ve demokratik müzakerenin aktif bir öznesi mi? Dr. Nadile Gözgöz Çiydem, bu çalışmasında halkla ilişkiler disiplinine atfedilen geleneksel ve eleştirel rolleri yöneticilikten aktivistliğe, gözlemcilikten hakikat yöneticiliğine kadar aktivist ilişkiler bağlamında masaya yatırıyor.
Kitap, halkla ilişkiler teorisyenlerinin çizdiği ideal roller ile Türkiye'deki uygulama gerçekliği arasındaki derin uçurumu saha verileriyle gözler önüne sermektedir. Derinlemesine görüşmelerle zenginleşen bu araştırma; uzmanların aktivistlerle kurduğu iletişimde karşılaştıkları yapısal engelleri, ekonomik kaygıların hakikat üzerindeki baskısını ve "sessiz kalma" gibi stratejilerin nedenlerini sorguluyor.
Aktivizmin kurumları dönüşüme zorladığı bir dönemde, bu eser hem akademisyenler hem de iletişim profesyonelleri için bir rehber niteliği taşıyarak gücün, etiğin ve diyaloğun sınırlarını yeniden tanımlıyor.
Dijital medyanın aile psikolojisi ve aile içi ilişkiler üzerindeki etkileri
(Vizetek Yayıncılık, 2026) Taş Bolat, Besra; Bolat, Abdulhamit
Aile, yalnızca biyolojik veya hukuki bir birliktelik değil; bireylerin birbirlerinin duygu dünyasından haberdar olduğu, karşılaşılan zorlukların ve sıkıntıların dış dünyadan önce bu güvenli limanda paylaşılarak çözüme kavuşturulduğu temel bir psikolojik destek sistemidir. Toplumsal yaşamda sergilenen davranışlar ve iletişim biçimleri, öncelikle ailenin kontrol mekanizmasından geçer. Zira insanın ilk eğitimi, bu çekirdek yapıda gerçekleşen nesiller arası aktarılan bilgi ve tecrübelerle başlar (Bronfenbrenner, 1979). Bireylerin birbirini dinlediği, anladığı ve birlikte onarıldığı bu organik bağ, sağlıklı bir toplumun da temelini oluşturur. Ancak günümüzde, ailenin bu birleştirici ve onarıcı yapısı, daha önce eşi benzeri görülmemiş bir sınavdan geçmektedir...






















