The sufi tariqahs and their stances on French colonialism in North Africa: Tunisia and Algeria as a case study
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
After the expansion of Islamic conquests and the decline of the Abbasid Caliphate, different emirates and kingdoms emerged in the Maghreb. This region became a target for Crusades from 1095 to 1291 AD and later faced increased targeting with the emergence of Spanish kingdoms in the 15th century AD. As external threats grew, societies in Arab Maghreb found themselves compelled to confront this colonialism directly through various social frameworks, including tribes and Sufi Tariqahs at their core. The present study investigates the attitudes of Sufi Tariqahs in Algeria and Tunisia toward French colonialism. It delves into the diverse factors impacting their responses, resulting in resistance and support. The findings reveal that the Tariqahs' stances were shaped not only by religious and doctrinal considerations but also by economic, political, and social factors. Additionally, the colonial powers exploited the Tariqahs' desire to safeguard their social and political interests, manipulating them as a means of coercion to alter their attitudes toward colonialism. This research seeks to provide greater insight into these complexities. The study discusses the emergence of Sufi Tariqahs in the Maghreb since the 12th century AD. It referred to the political and social situation of that time, which facilitated the understanding of these Tariqahs in their social and political context. It also provided an overview of the most essential Sufi Tariqahs, their ideas, beliefs, followers, and endowments. The study briefly presents the founders of these Tariqahs and their teachings. Additionally, it mentions the critical branches of these Tariqahs, some of which played an active role in French colonialism.
İslami fetih dalgasının Endülüs'e doğru boyuta ulaşması ve Abbasi Halifeliği'nin etkisinin azalmasından sonra, Mağrip'in farklı emirliklere ve krallıklara bölünmesi başladı, bu da Batı'yı MS 1095'ten 1291'e kadar Haçlı Seferleri bağlamında hedef almaya teşvik etti ve daha sonra MS on beşinci yüzyıldan itibaren İspanya'nın iki krallığının ortaya çıkmasıyla hedeflemeyi artırdı. MS on sekizinci yüzyıldan bu yana bilimsel ve teknik devrimden sonra zirveye ulaştı. Bir yandan büyüyen bu Hıristiyan dış tehdidi ve devletin ordularıyla bu tehditle yüzleşememesi karşısında, Arap Mağrip toplumları kendilerini çeşitli toplumsal çerçeveleri aracılığıyla, özünde kabileler ve Sufi tarikatları olan bu sömürgecilikle doğrudan ilgilenmeye çağrılmış buldular. Bu çalışma, Cezayir ve Tunus'taki en önemli Sufi Tarikataların, Fransız sömürgeciliği konusundaki tutumlarını izleyerek, sömürgeciliğin bu yollarının tepkilerini kontrol eden faktörleri açıklamaya çalışarak, farklı konumlarına yol açan, böylece zaman zaman sömürgeciliğe direnip diğer zamanlarda da desteklemelerine yol açan faktörleri açıklamaya çalışarak ışık tutmaktadır. Bu Sufi Tarikatlar sömürgeciliğe karşı tutumlarını sadece dinî ve doktrinel yönüne dayandırmamış, ekonomik, siyasî ve sosyal yönleri de büyük rol oynamışlardır. Sömürgecilik aynı zamanda Tarikatların sosyal ve politik çıkarlarını koruma ihtiyacını, kendisine karşı tutumunu değiştirmesi için üzerinde bir baskı aracı oluşturmak için kullandı ve araştırmanın açıklığa kavuşturmaya çalıştığı şey budur. Çalışma, MS on ikinci yüzyıldan bu yana Mağrip'te Sufi Tarikataların yayılmasının başlangıcını kısaca tartıştı ve o zamanki siyasi ve sosyal duruma atıfta bulunarak, bu Tarikaların sosyal ve politik bağlamlarında anlaşılmasını ve daha sonra konumlarının yorumlanmasını kolaylaştırdı. Çalışma aynı zamanda en önemli Sufi Tarikatlarını ve fikirlerinin mahiyetini ve sahip oldukları takipçi ve vakıf sayısını da sınırlamış ve bu yolların iştirakleri tarafından tutulan en önemli fikir ve inançları kısaca sunmuş ve bu yolların kurucuları hakkında konuşmaya bir bölüm ayırmıştır. Çalışma ayrıca, bazılarının Fransız sömürgeciliği ile aktif bir rolü olduğu için ana yollardan dallanan en önemli yollardan bahsetmeyi de ihmal etmedi.










