The spatial exile and digital exclusion of the elderly in Turkish cinema and TV series since 2000
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
The changing global demographic structure and accelerating modernization have radically transformed the sociospatial and epistemological position of old age in Turkish society. This study critically examines, through media and cinematic narratives, how the gray-haired/wise (aksaçlı) archetype, traditionally the foundational authority of the family and social memory, has been reduced to an isolated figure of helplessness within the spiral of neoliberal urbanization and digitalization. The theoretical framework of the research is centered on the concept of epistemological rupture, which explains the shift in knowledge from human experience to algorithmic authorities, as well as the concepts of institutional confinement by Erving Goffman (Total Institutions) and Michel Foucault (Heterotopias of Deviation), to address the physical isolation of aging bodies. Employing a qualitative research design and thematic analysis, the study analyzes a broad narrative universe. It traces the trajectory from representations of the elderly as crisis-resolving, wise figures as portrayed by filmmakers such as Ömer Lütfi Mete, Yavuz Turgul, and Çağan Irmak to themes of spatial decay and silent marginalization in post-2000 drama narratives, including Hanım, Eşkıya, Beyaz Melek, Amour, and The Father. Furthermore, microaggressive practices on new media platforms, such as commercials, internet memes, captions, and cartoons, are deconstructed through the lens of visual ageism. The findings demonstrate that the media subjects older adults to symbolic annihilation by excluding them not only from physical spaces but also from cognitive and digital networks. The study emphasizes the need to move away from dominant mass-media discourses that confine old age to a homogeneous, medicalized, and helpless category, and instead calls for inclusive representations that recenter the ontological dignity and agency of the elderly.
Değişen küresel demografik yapı ve hızlanan modernleşme, Türk toplumunda yaşlılığın sosyo-mekânsal ve epistemolojik konumunu kökten değiştirmiştir. Bu çalışma, medya ve sinematik anlatılar aracılığıyla, geleneksel olarak ailenin ve toplumsal hafızanın temel otoritesi olan “aksaçlı” arketipinin, neoliberal kentleşme ve dijitalleşme sarmalında nasıl çaresizliğin izole edilmiş bir figürüne indirgendiğini eleştirel bir bakışla incelemektedir. Araştırmanın teorik çerçevesi, bilginin insan deneyiminden algoritmik otoritelere doğru kaymasını açıklayan epistemolojik kopuş kavramının yanı sıra, yaşlanan bedenlerin fiziksel izolasyonunu ele almak üzere Erving Goffman’ın (Toplam Kurumlar) ve Michel Foucault’nun (Sapmanın Heterotopya’ları) kurumsal hapsetme kavramlarına da odaklanmaktadır. Nitel bir araştırma tasarımı ve tematik analizden yararlanan bu çalışma, geniş bir anlatı evrenini inceler. Çalışma, Ömer Lütfi Mete, Yavuz Turgul ve Çağan Irmak gibi sinemacılar tarafından tasvir edilen krizleri çözen bilge figürler olarak yaşlıların temsilinden, Hanım, Eşkıya, Beyaz Melek, Amour ve The Father gibi 2000 sonrası drama anlatılarındaki mekânsal çürüme ve sessiz marjinalleşme temalarına uzanan bir yörüngeyi izlemektedir. Ayrıca, reklamlar, internet memleri, altyazılar ve karikatürler gibi yeni medya platformlarındaki mikroagresif uygulamalar, görsel yaşçılık merceği aracılığıyla deşifre edilmektedir. Bulgular, medyanın yaşlıları yalnızca fiziksel mekânlardan değil, aynı zamanda bilişsel ve dijital ağlardan da dışlayarak sembolik bir yok oluşa maruz bıraktığını göstermektedir. Çalışma, yaşlılığı homojen, tıbbileştirilmiş ve çaresiz bir kategoriye hapseden egemen kitle iletişim söylemlerinden uzaklaşılması gerektiğini vurgulamakta; bunun yerine, yaşlıların ontolojik haysiyetini ve özerkliğini yeniden merkeze alan kapsayıcı temsillere çağrıda bulunmaktadır.










