The role of cognitive dissonance in the dilemma of abandoning or reconstructing faith
Dosyalar
Tarih
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
This study aims to examine the role of cognitive dissonance in the process of religious conversion and its effect on individuals' faith commitments. As a method, 30 fundamental studies published in the literature of religious psychology and sociology between 1954 and 2021 were examined using thematic analysis. The findings of the research show that cognitive dissonance arises particularly in three main situations: conflicts between religious teachings and life experiences, inconsistencies among religious leaders, and the conflict between religion and science. It was found that individuals follow two different strategies to alleviate this psychological distress: Some individuals abandon their beliefs to resolve the dissonance and construct a secular identity, while others cling more tightly to their beliefs and use this process as a motivational tool to strengthen their faith. Furthermore, the study emphasizes that the cultural structure and social dynamics in which the individual lives are factors that influence how this conflict is resolved. It highlights that the process of abandoning one's faith can potentially create a sense of freedom in the individual, but it can also bring emotional burdens such as social isolation and alienation. Consequently, cognitive dissonance is not only a factor that causes people to stray from religion, but also a dynamic mechanism that plays a key role in the restructuring of belief systems.
Bu çalışma, bilişsel uyumsuzluğun dinî dönüşüm sürecindeki rolünü ve bireylerin inanç bağlılıkları üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem olarak, din psikolojisi ve sosyolojisi literatüründe 1954-2021 yılları arasında yer alan 30 temel çalışma, tematik analiz yöntemiyle incelenmiştir. Araştırmanın bulguları, bilişsel uyumsuzluğun özellikle üç temel durumda ortaya çıktığını göstermektedir: Dinî öğretiler ile yaşantısal deneyimler arasındaki çelişkiler, dinî liderlerin tutarsızlıkları ve din-bilim çatışması. Bireylerin bu psikolojik rahatsızlığı gidermek için iki farklı strateji izlediği tespit edilmiştir: Bazı bireyler uyumsuzluğu gidermek adına inançlarını terk ederek seküler bir kimlik inşa ederken, diğerleri inançlarına daha sıkı sarılarak bu süreci inançlarını güçlendirmek için bir motivasyon aracı olarak kullanmaktadır. Ayrıca, çalışma bireyin yaşadığı kültürel yapı ve sosyal dinamiklerin bu çatışmayı nasıl çözdüğünü etkileyen faktörler olduğunu vurgulamaktadır. Kişinin inancını terk etme sürecinin bireyde bir özgürlük hissi yaratabileceği potansiyeli ile beraber sosyal izolasyon ve yabancılaşma gibi duygusal yükler de getirebileceğini vurgulamaktadır. Sonuç olarak bilişsel uyumsuzluk, yalnızca dinden uzaklaşmaya neden olan bir faktör değil, aynı zamanda inanç sistemlerinin yeniden yapılandırılmasında kilit rol oynayan dinamik bir mekanizmadır.










