Demirbaş, Ali

Yükleniyor...
Profil fotoğrafı
E-posta Adresi ORCID Profili Google Akademik Profili TR-Dizin Profili SOBİAD Profili Web Sitesi

Araştırma projeleri

Organizasyon Birimleri

Organizasyon Birimi
Hukuk Fakültesi, Hukuk Bölümü
İbn Haldun Üniversitesi Hukuk Fakültesi, hukuk ve adalet bilincinin toplumda yaygınlaşmasına hizmet edebilecek, ulusal ve uluslararası hukuk alanında yaşanan gelişmeleri yorumlayıp değerlendirebilecek, fikrî bağımsızlığa sahip, çokdilli, küresel rekabet ortamında başarı sağlayabilecek ve Türkiye'yi uluslararası alanda temsil edebilecek hukukçular yetiştirmeyi hedeflemektedir.

Adı Soyadı

Ali Demirbaş

İlgi Alanları

Özel Hukuk, Medeni Hukuk

Kurumdaki Durumu

Aktif Personel

Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 5 / 5
  • Yayın
    Evli kişi ile birlikte olan üçüncü kişiye karşı manevi tazminat talebi
    (İktisadi Kalkınma ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (İKSAD), 2019) Demirbaş, Ali; Hukuk Fakültesi, Hukuk Bölümü; Hukuk Fakültesi, Hukuk Bölümü
    Evlenmeyle birlikte, eşler arasında bazı hak ve yükümlülükler doğmaktadır. Kanun gereği eşlerin, birbirlerine sadık kalma yükümlülüğü böyledir. Eşlerden birinin evlilik dışı ilişki yaşaması halinde, yani zina eyleminde bulunması halinde karşı tarafın, boşanma davası açma hakkı bulunmaktadır. Aldatılan eş, kişilik hakları saldırıya uğramışsa karşı taraftan manevi tazminat da talep edebilmektedir. Tüm bu hususlar Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiştir. Peki, aldatılan eş, aldatan eş ile ilişkiye giren üçüncü kişiye karşı manevi tazminat talebinde bulunabilecek midir? Doktrinde çokça tartışılan bu husus, Yargıtay’ın farklı tarihlerde farklı kararlar vermesine sebep olmuştur. Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2015 yılına kadar ki kararlarında soruya olumlu yanıt verirken, 2015 sonrası kararlarında olumsuz yönde karar vermeye başlamıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise 2010 ve 2017 tarihli kararlarında soruya olumlu yanıt vermiştir. Nihayet Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 6.7.2018 tarihinde bu konuda içtihadı birleştirme kararı vermiştir. Söz konusu Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı (E. 2017/5, K. 2018/7), evlilik birliği devam ederken, evli olduğunu bilerek eşlerden biri ile birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağını karara bağlamıştır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Alman Federal Mahkemesi kararları ile de uyumludur. Ne var ki, Yargıtay’ın içtihadı birleştirme kararı ancak üçüncü oturumda ve az farkla kabul edilmiştir. Çoğunluğun kararına karşılık karşı oylar da kararda yerini almıştır. Tartışmanın odağında, evlilik birliği dolayısıyla eşlerin birbirine karşı olan sadakat yükümlülüğü, müteselsil sorumluluk, yansıma yoluyla zarar kavramı, doğrudan kişilik haklarına saldırı, duygusal kişilik değerlerine saldırı, ahlaka aykırı olarak kasten başkasına zarar verme hususları yer almaktadır. Bu çerçevede çalışma, Yargıtay’ın söz konusu kararlarını doktrindeki görüşler ve karşılaştırmalı hukuk ışığında değerlendirmektedir.
  • Yayın
    Tüzel kişilerin tüketici sıfatı
    (SADAB 4rd International Social Research and Behavioral Sciences Symposium, 2019) Demirbaş, Ali; Demirbaş, Ali; Hukuk Fakültesi, Hukuk Bölümü
    7.11.2013 tarih ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK), 29.5.2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. TKHK, tüketici kavramını genişletmiş, gerçek kişiler dışında tüzel kişilere de tüketici sıfatı tanımıştır. Bu yeni düzenlemeye göre tüketici, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi ifade etmektedir (m. 3, k). Bu yönüyle TKHK, AB Hukukundan ayrılmaktadır. Zira TKHK bakımından mehaz niteliğinde olan 1999/44/EC sayılı AB Yönergesi, sadece gerçek kişileri tüketici olarak kabul etmekte, buna karşılık tüzel kişiler için bu sıfatı tanımamaktadır. [Art. 1, 2(a), Directive 1999/44/EC]. Tüzel kişinin, üyelerinin özel nitelikteki çıkarları doğrultusunda hareket etmesi halinde, o tüzel kişinin tüketici olarak kabul edilmesi yerinde bir yaklaşımdır. Söz gelişi, üyeleri için gezi düzenleyen bir derneğin bir otelle konaklama sözleşmesi imzalaması durumu böyledir. Bu bakımdan yeni düzenlemede tüketici kavramının, tüzel kişileri de kapsayacak şekilde genişletilmiş olması olumlu bir gelişmedir. Ancak tüzel kişiler için tüketici sıfatı tanınırken herhangi bir ayrıma gidilmemiş olması beraberinde bazı belirsizlikleri ve doktriner tartışmaları ortaya çıkartmıştır. Bu kapsamda kamu tüzel kişilerinden başka, ticari şirketlerin, gerçek kişi tacirlerin, derneklerin, vakıfların ve başkaca özel hukuk tüzel kişilerinin tüketici sıfatının ayrı incelenmesi gerekmektedir. İşte bu çalışmada, hangi tüzel kişilerin hangi şartlar altında tüketici sıfatını haiz olacağı irdelenmektedir.
  • Yayın
    Tüketici Hukuku açısından karşılaştırmalı reklamlar
    (İKSAD Publishing House, 2019) Demirbaş, Ali; Demirbaş, Ali; Hukuk Fakültesi, Hukuk Bölümü
    Karşılaştırmalı reklamlarda, çeşitli ürün ya da hizmetler, rakiplere ait ürün ya da hizmetlerle mukayese edilir. Rakibin şahsı, mal ve hizmetleri, açıkça ya da ima yoluyla karşılaştırmalı reklama konu olabilir. Bu yönüyle karşılaştırmalı reklam, diğer reklam türlerinden farklılık arz eder. Ayrıca karşılaştırmalı reklam, diğer reklam türlerine göre daha etkilidir. Zira karşılaştırmalı reklam ile sadece söz konusu ürün ya da hizmetlerin tanıtımı yapılmaz; söz konusu ürün ya da hizmetlerin fiyatı, kalitesi gibi çeşitli özellikleri, rakiplere ait ürün ve hizmetlerle mukayese edilerek ön plana çıkarılır. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da ve Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nde karşılaştırmalı reklamlara dair düzenlemeler yer almaktadır. Bahsi geçen Yönetmelik’te, karşılaştırmalı reklamın tanımı yapılmış ve şartları belirlenmiştir. Esasen bu düzenlemeler, 2006/114/EC sayılı Aldatıcı ve Karşılaştırmalı Reklamlara Dair Yönerge’de ifadesini bulan hüküm ve esaslara dayanmaktadır. Ne var ki, söz konusu Yönetmelik uyarınca, karşılaştırmalı reklamlarda rakiplere ait marka ve diğer ayırt edici işaretlere yer verilmesi yasaklanmıştır. Aslında Yönetmelikte bu hükmün yerine aksi yönde bir hüküm bulunmaktaydı. Bu hükme göre, karşılaştırmalı reklamlarda rakiplere ait marka ve diğer ayırt edici unsurlar kullanılabilirdi. Ne var ki, bu hükmün uygulanması birer yıl aralıklarla ertelenmiştir. Aralık 2018 tarihli değişiklik ile söz konusu hüküm yürürlükten kaldırılmıştır. Ayrıca söz konusu Yönetmeliğe eklenen yeni hüküm ile birlikte, rakiplere ait marka ve diğer ayırt edici unsurların karşılaştırmalı reklamlarda yer almaması bir şart olarak öngörülmüştür. Başta bu husus olmak üzere, karşılaştırmalı reklamlara dair önemli görülen hususlar bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Karşılaştırmalı reklam, Türk Ticaret Kanunu’nda da düzenlenmiştir. Bununla birlikte konu, haksız rekabet hükümlerinden ziyade, tüketici hukuku açısından ele alınmıştır.
  • Yayın
    Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda yapılan son değişiklikler
    (PESA Publications, 2018) Demirbaş, Ali; Demirbaş, Ali; Hukuk Fakültesi, Hukuk Bölümü
    25.4.2006 tarih ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda, 19.10.2017 tarih ve 7039 sayılı Kanun ile birtakım değişiklikler yapılmıştır. Örneğin çocuğa ad verilmesinde sınırlama getirilmesi; çocuğun ve kadının soyadına ilişkin bazı yenilikler; nüfus kayıtlarının düzeltilmesi için aynı konuda tekrar dava açma hakkının verilmesi; soyadı değişikliğine ilişkin idareye tanınan yetkiler, dikkat çeken değişikliklerden bazılarıdır. Çalışmada, 7039 sayılı Kanun ile Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda yapılan değişikliklere dikkat çekilmiş, önemli görülen değişiklikler gerek teori gerek uygulama açısından incelenmiş ve bu değişikliklerin isabetli olup olmadıkları kritik edilmiştir.
  • Yayın
    Güncel tartışmalarla yoksulluk nafakası
    (PESA Publications, 2018) Demirbaş, Ali; Demirbaş, Ali; Hukuk Fakültesi, Hukuk Bölümü
    Yoksulluk nafakası, evlilik esnasında eşler arasında geçerli olan birbirine yardım ve dayanışma yükümlülüğünün evlilik sonrasında da kısmen devam etmesi niteliğindedir. Sosyal ve ahlaki düşünceler bu yükümlülüğe dayanak oluşturmaktadır. Hukukumuzda yoksulluk nafakası talep edilebilmesi için boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmak, karşı taraftan daha fazla kusurlu olmamak gerekir. Karşı tarafın kusuru aranmaz. Bu şartların bulunması halinde karşı tarafın mali gücüyle orantılı olarak, süresiz şekilde yoksulluk nafakası talep edilebilir. Hukukumuzda boşanma sebepleri arasında anlaşmalı boşanmaya ve fiili ayrılığa yer verilmiştir. Bununla birlikte boşanma sistemi esas itibariyle kusur esasına ve Kanunda sayılan özel sebeplere dayandırılmıştır. Bu durumun bir uzantısı olarak, yoksulluk nafakası isteyen tarafın karşı taraftan daha fazla kusurlu olmaması gerekir. Bunun sonucu olarak boşanma sürecinde ve boşanma sonrasında eşler birbirini takip etmekte ve birbirlerinin kusurunu aramaktadır. Ayrıca, çok kısa süre evli kalmış eşler bile süresiz olarak nafaka talebinde bulunabilmektedir. Böylece kısa süre evli kalmış eşler birbirinin hayat boyu geçim kaynağı haline gelmektedir. Boşanmış eşler arasındaki ihtilaf da hayat boyu sürmektedir. Çalışmada bu hususlar başta olmak üzere yoksulluk nafakasına dair önemli görülen sorunlar mukayeseli hukuk ışığında ele alınmıştır.