Haliloğlu, Nagihan
Yükleniyor...
Araştırma projeleri
Organizasyon Birimleri
İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü
Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nün vizyonu, özellikle Avrupa ve Orta Doğu dillerinde yazılmış eserleri hem birbirleriyle hem de Türk Edebiyatı’yla mukayese ederek, medeniyetlerin geçişkenliği hakkında bilgi üretmek ve farkındalık yaratmaktır. Eleştirel bakış açısının temel alınacağı Bölümde, edebiyat, dil, kültür, sinema alanlarındaki gelişmeleri yakından takip edip, tartışmalara katkı sağlayacak bilim insanları yetiştirmeyi hedeflemektedir.
Adı Soyadı
Nagihan Haliloğlu
İlgi Alanları
Area Studies Social Sciences , Religion Literature Government & Law
Kurumdaki Durumu
Aktif Personel
4 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 4 / 4
Yayın Sensing and resisting the colonial port in Istanbul in Leonard Woolf and Halide Edib’s writing(TORCH, Oxford University, 2019) Haliloğlu, Nagihan; Haliloğlu, Nagihan; İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Karşılaştırmalı Edebiyat BölümüThis is a polemical paper about how a city may be perceived in different registers, and how ‘the colonial port city’ becomes a spectre that haunts port cities that are not colonial in a strict sense. Istanbul will serve as an example how occupied cities are sensed as colonial cities, particularly when the occupier, in this case Britain, has a colonial past. I will look at texts that test out Istanbul’s status as a colonial port city: Leonard Woolf’s The Future of Constantinople, and Halide Edib’s Shirt of Flame and The Turkish Ordeal. While Woolf sets out a plan for Istanbul to become a free port, modeled on his experiences of Ceylon as a colonial port city, the local author and activist Halide Edib pushes against this, all the while aware of the colonial resonances that a British occupation brings. The Future of Constantinople is set out as an anti-war tract: Woolf pits internationalism against cosmopolitanism, arguing for an international body to rule Istanbul. According to Woolf, Constantinople is the stage where internationalism should at last beat imperialism, through the exclusion of Turks from Bosphorus, and physically locating them elsewhere. His is a capitalist reading, indeed, sensing of the Bosphorus where the city itself is obliterated, and becomes the strait that should facilitate the transportation of goods. A supposedly anti-imperial vision of the future founded on the exclusion of local subjectivities, reiterating a colonial grammar. According to Woolf, Constantinople should be the city that should cease to live and breathe and be stripped down to its economic activity, so that all other European cities should live in peace- a vision of the colonial city. This approach is not lost Halide Edib who reads the behavior of the occupying allies as colonial officers in her memoir The Turkish Ordeal and her novel Shirt of Flame. I argue that Halide Edib, by invoking the spectre of a colonial port city, uses her writing as a call to arms to prevent Woolf’s vision for Istanbul from becoming reality.Yayın [Book Review]: "E. Khayyat, Istanbul 1940 and Global Modernity: The World According to Auerbach, Tanpinar, and Edib"(İlmi Etüdler Derneği, 2020) Haliloğlu, Nagihan; İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü; İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü[No Abstract Available]Yayın The genealogy of Halide Edib’s modernist impulse in masks or souls(2017) Haliloğlu, Nagihan; Haliloğlu, Nagihan; İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Karşılaştırmalı Edebiyat BölümüIn Masks or Souls, written in Paris in 1937, Turkish author Halide Edib Adıvar makes use of elements of modernist theatre to express her political views. Having been brought up in the metropolis of Istanbul, she spent time in other urban centres like London and Paris, always corresponding and exchanging ideas with literati both in Europe and Turkey. In the play I’m going to talk about, Halide Edib names Nasreddin Hoca, a country savant/sufi whose anecdotes range from the surreal to the sublime, as her inspiration. The tone of the play is informed by Hoca’s sufi embracing wit, and yet Nazım Hikmet’s ‘I want to become a machine’ poem recurs like a refrain as the modernist, futurist reflection of the sign of the times. There are several disembodied voices, poems and songs in the play: even the bodies on stage are used as masks or puppets, and thoughts are given through voice over. Masks or Souls’ aspirations are cosmological as Halide Edib brings the masks of larger than life, almost mythical figures of Nasreddin Hoca, Shakespeare, Tamurlaine and Ibn Khaldun to comment on the state of the world.Yayın Halide Edib Hampstead’de: İngilizlerin işgalci ve ev sahibi olarak temsili(İstanbul Üniversitesi, 2019) Haliloğlu, Nagihan; Haliloğlu, Nagihan; İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Karşılaştırmalı Edebiyat BölümüBu makale Halide Edib [Adıvar]’ın (1884-1964) İngiltere ile olan ilişkisini yazılarındaki ev sahibi, misafir ve işgalci kavramları üzerinden inceleyecektir. Halide Edib’in İngiltere ile olan ilişkisinde bu kavramların hem tarihi hem de söylemsel karşılıkları vardır. Bu kavramların söylemsel manalarına Haswell ve Haswell’in geliştirdiği misafirperverlik ve yazarlık çerçevesinden bakılacaktır. Haswell ve Haswell bu çerçeveyi sömürge ilişkileri üzerinden inşa etmiş olsa da, tespitlerini sömürge ilişkisi olmayan durumlarda da gözlemlemek mümkündür. İngiliz ordusunun İstanbul işgaline tanıklık etmiş, yazılarında Hindistan’a dair örnekler veren Halide Edib’in eserlerindeki İngiliz figürü genel edebiyat tarihinden tanıdığımız sömürgeci figürüyle örtüşmektedir. Yazarın en sevimsiz İngiliz karakteri olan Ateşten Gömlek’teki gazeteci Mr. Cook sömürgeci zihniyetini temsil eder. Halide Edib’in kahramanı Ayşe de okuyucuya bu sömürgeci söyleme nasıl karşılık verilmesi gerektiğini gösterir. Halide Edib böylelikle bir çeşit “metin ile karşılık verme” formülü geliştirmiş olur. Yazarın bu formülü elbette kendi ev sahibi, misafir, işgalci anlayışı ve yine kendi enternasyonalizm ve milliyetçilik anlayışı etrafında gelişir. Kariyerinin bir döneminde İngiltere’de sürgün hayatı geçirmek zorunda Halide Edib’in hayatındaki işgalci figürüne misafir olması bu kategorileri tekrar tekrar gözden geçirmesine sebep olur. İngiltere’deyken işgal anılarını İngilizce kaleme alan Halide Edib Türkiye’ye döndüğünde bu sefer İngilizleri Türklere anlatma görevini üstlenir. Bir İngiliz Edebiyatı okuyucusu ve Türk Edebiyatı yazarı olarak Halide Edib Haswell ve Haswell’in geliştirdiği ev sahibi-yazar ve misafir-okuyucu kategorilerini ters yüz eder.