Bey‘ bi’l-vefâ’nın tanımı ve mahiyeti üzerine Hanefî meşâyihi arasındaki ihtilaflar

Yükleniyor...
Küçük Resim

Tarih

Dergi Başlığı

Dergi ISSN

Cilt Başlığı

Yayıncı

İbn Haldun Üniversitesi

Erişim Hakkı

info:eu-repo/semantics/openAccess

Araştırma projeleri

Organizasyon Birimleri

Dergi sayısı

Özet

Bu çalışma, beyʿ bi’l-vefâ akdinin Hanefî mezhebi içerisindeki teorik çerçevesini ve fıkhî mahiyetine dair ortaya çıkan ihtilafları kapsamlı biçimde incelemektedir. Lügat anlamı itibarıyla “geri alma şartıyla satış” anlamına gelen beyʿ bi’l-vefâ, satış akdi içerisinde bedelin iadesi hâlinde malın satıcıya geri dönmesini öngören şartlı bir tasarruf işlemi olarak tanımlanmaktadır. Bu yönüyle akit, klasik satış (beyʿ) teorisinin temel unsurları olan icap-kabul, bedel ve mülkiyet devri kavramlarıyla doğrudan ilişkilidir; ancak içerdiği geri dönüş şartı sebebiyle klasik satıştan ayrışmaktadır. Tarihsel süreçte özellikle Buhara ve Maverâünnehir bölgesinde ortaya çıktığı kabul edilen bu akit, ekonomik hayatta nakit ihtiyacını karşılamaya yönelik pratik bir çözüm olarak gelişmiştir. Faiz yasağının (ribâ) kesin biçimde yasaklandığı bir hukuk düzeninde, borç teminine imkân sağlayan alternatif yolların aranması beyʿ bi’l-vefâ’yı işlevsel kılmıştır. Bu bağlamda akit, görünüşte bir satış olmakla birlikte, çoğu zaman kredi temini amacı taşıması bakımından teminat fonksiyonuna sahip olmuştur. Hanefî literatürde beyʿ bi’l-vefâ’nın hukukî niteliği konusunda farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Bir kısım fakihler, satışın tabiatına aykırı şart içerdiği gerekçesiyle akdi fâsid saymış; bazıları ise mülkiyet devrinin kesin ve bağlayıcı olmaması sebebiyle bâtıl kabul etmiştir. Buna karşılık önemli bir grup âlim, akdin gerçekte rehin hükmünde olduğunu, mülkiyetin satıcıda kaldığını ve alıcının malı teminat amacıyla elinde bulundurduğunu savunmuştur. Diğer bir yaklaşım ise beyʿ bi’l-vefâ’yı sahih satış kapsamında değerlendirerek mülkiyetin alıcıya geçtiğini, geri alma şartının ise bağlayıcı bir yan şart teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Osmanlı uygulamasında ise Ahmed Cevdet Paşa tarafından geliştirilen mürekkep akit yorumu, beyʿ bi’l-vefâ’nın hem satış hem rehin unsurlarını birlikte barındıran karma bir yapı arz ettiği düşüncesini sistemleştirmiştir. Bu yaklaşım, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye hükümlerine de yansımış ve uygulamada belirli ölçüde istikrar kazanmıştır. Sonuç olarak beyʿ bi’l-vefâ, Hanefî doktrinde klasik akit kategorileri arasında kesin biçimde konumlandırılamayan; ancak örf, maslahat ve toplumsal ihtiyaç ilkeleri çerçevesinde meşruiyet kazanan, tarihsel ve fonksiyonel yönü güçlü özgün bir hukukî kurum niteliği taşımaktadır.

This study examines the theoretical framework of the contract of bayʿ bi’lwafāʾ within the Hanafi school and analyzes the juristic disputes that emerged concerning its legal characterization. Lexically meaning “a sale with a condition of repurchase,” bayʿ bi’l-wafāʾ is defined as a conditional sale in which the property is to be returned to the seller upon repayment of the price. In this respect, the contract is directly related to the essential elements of a classical sale—offer and acceptance, consideration, and transfer of ownership—yet it diverges from an ordinary sale due to the stipulation providing for returning the property. Historically, the contract is generally considered to have emerged in Bukhara and the region of Transoxiana, where it developed as a customary legal mechanism aimed at meeting financial needs without violating the prohibition of ribā (usury). Within a legal order that strictly forbids interest-based transactions, alternative instruments facilitating access to liquidity became necessary. Although formally structured as a sale, bayʿ bi’l-wafāʾ frequently functioned as a credit arrangement, serving in practice as a security device. In the Hanafi legal literature, divergent views emerged regarding the juridical nature of this contract. Some jurists deemed it fāsid (irregular) on the grounds that it incorporated a condition contrary to the intrinsic nature of sale. Others considered it bāṭil (void), arguing that the absence of an absolute and definitive transfer of ownership undermined its validity. By contrast, a significant group of scholars maintained that the contract was, in substance, equivalent to a pledge (rahn), asserting that ownership remained with the seller while the buyer merely retained possession as security. Another approach classified bayʿ bi’l-wafāʾ as a valid sale, recognizing the transfer of ownership to the buyer and treating the sale back clause as a binding ancillary stipulation. During the Ottoman period, the composite-contract theory articulated by Ahmed Cevdet Pasha strengthened the understanding that bayʿ bi’l-wafāʾ embodied both sale and pledge elements within a hybrid structure. This interpretation was reflected in the provisions of the Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye and contributed to doctrinal consolidation in practice. Ultimately, bayʿ bi’l-wafāʾ represents a distinctive legal institution within Hanafi jurisprudence—one that resists definitive classification within classical contractual categories, yet derives legitimacy from custom (ʿurf), considerations of public interest (maṣlaḥa), and prevailing socio-economic needs.

Açıklama

Anahtar Kelimeler

İslâm Hukuku, Hanefî, Meşâyih, Bey‘ bi’l-vefâ, Gerialım Şartı, Rehin, Islamic Law, Hanafi School, Mashayikh (Hanafi Jurists), Bayʿ bi’lWafāʾ, Condition of Repurchase, Pledge (Rahn)

Kaynak

Muamelat: İslam İktisadı Dergisi

WoS Q Değeri

Scopus Q Değeri

Cilt

2

Sayı

1

Künye

Eren, M. (2026). Bey‘ bi’l-vefâ’nın tanımı ve mahiyeti üzerine Hanefî meşâyihi arasındaki i̇htilaflar. Muamelat: İslam İkti̇sadı Dergi̇si̇, 2(1), 113-141. https://doi.org/10.36657/muamelat.1880181

Onay

İnceleme

Ekleyen

Referans Veren