İHÜ Araştırma ve Akademik Performans Sistemi
DSpace@İHÜ, İbn Haldun Üniversitesi’nin bilimsel araştırma ve akademik performansını izleme, analiz etme ve raporlama süreçlerini tek çatı altında buluşturan bütünleşik bilgi sistemidir.

Güncel Gönderiler
Taşınır kira sözleşmelerinde sözleşme süresi bitmeden önce bazı kiralananların iade edilmesinin kira sözleşmesine etkisi
(İbn Haldun Üniversitesi, 2025) Çınar, Ömer
Türk Borçlar Kanununda kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşme şeklinde tanımlanmıştır (m. 299). Kira sözleşmesi tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olup, Türk Borçlar Kanununda (m. 299- m. 378) sözleşmenin türleri, hükümleri, tarafların hakları ve borçları ve sözleşmenin sona ermesi ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Kira sözleşmesini düzenleyen hükümlere bakıldığında, Borçlar Hukukunda geçerli olan sözleşme özgürlüğü ilkesine, özellikle sözleşmenin içeriğini belirleme özgürlüğüne kiracı lehine sınırlamalar getirildiği görülmektedir. Örneğin, TBK’nın 301. maddesinde kiraya verenin, kiralananı kararlaştırılan tarihte, sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlü olduğu, bu hükmün konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı aleyhine değiştirilemeyeceği, diğer kira sözleşmelerinde ise, kiracı aleyhine genel işlem koşulları yoluyla bu hükme aykırı düzenleme yapılamayacağı belirtilmiştir. Yine kiracının kiralananı kullanmaması veya sözleşme süresi bitmeden önce kiralananı geri vermesi halinde kiracının sorumluluğu Kanunun 324. ve 325. maddelerinde emredici olarak düzenlenmiştir. Bunun yanında kira sözleşmesinin süreye bağlı olarak sona ermesi ve süre bitmeden önce olağanüstü sebeplerle feshedilmesi ve feshin sonuçları da Kanunda ayrıntılı şekilde düzenlenmiş olup, söz konusu hükümlerin de emredici bir niteliği haiz olduğu söylenebilir. Bu bağlamda örnek vermek gerekirse, Kanunda (m. 334/f.2) kiracının, sözleşmenin sona ermesi hâlinde sözleşmeye aykırı kullanmadan doğacak zararları giderme dışında, başkaca bir tazminat ödeyeceğini önceden taahhüt etmesine ilişkin anlaşmaların geçersiz olduğu belirtilmiştir.
İbn Haldun Üniversitesi Kütüphanesi Yazma ve Nadir Eser Koleksiyonu üzerine bir değerlendirme
(RumeliYA Yayıncılık & Publishing, 2026) Eyüpoğlu, Alaaeddin; Kuzucuoğlu, Alpaslan; Aydin, Selçuk
Nadir eserler, bir toplumun tarihî ve kültürel hafızasının en önemli taşıyıcılarıdır. El yazması veya sınırlı sayıda basılmış bu eserler, ilim, sanat ve medeniyet tarihinin özgün tanıkları olarak değerlendirilir. İbn Haldun Üniversitesi Kütüphanesi, bin yılı aşkın kültürel mirasın korunması amacıyla oluşturduğu 1000’in üzerinde nadir eseri bünyesinde barındırmaktadır. Bu koleksiyon içinde yer alan 20 yazma eser, Osmanlı döneminin ilim, kültür ve kitap sanatının önemli örneklerindendir. Koleksiyonun en eski ve en kıymetli eseri, Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin İrşâdü’l-akli’s- selîm ilâ mezâya’l-Kitâbi’l-Kerîm adlı tefsirinin, Hicrî 986 (Milâdî 1578) yılında istinsah edilmiş birinci cildidir. 570 varak hâlinde olup her sayfada 33 satır yer almaktadır. Eser, Osmanlı hat ve tezhip sanatının zarif örneklerini yansıtırken, sayfa kenarlarındaki notlar eserin mukabeleli bir nüsha olduğunu göstermektedir. Bu özellikleriyle hem ilmî hem de sanatsal açıdan yüksek değere sahip bir Osmanlı dönemi el yazması olarak öne çıkmaktadır. Üniversitemiz, mirasımıza sahip çıkmak ve bu kıymetli kaynakları araştırmacıların hizmetine sunmak amacıyla İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA) desteğiyle yürütülen proje kapsamında, İstanbul Üniversitesi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ve İstinye Üniversitesi ile iş birliği yaparak 79 nadir eseri dijitalleştirmiş ve erişime hazırlamıştır. Koleksiyonda yer alan diğer eserlerin dijitalleştirilmesine yönelik çalışmalar ise devam etmektedir. Bu süreçte, yapay zekâ teknolojilerinden yararlanarak eserleri mümkün olduğunca taranabilir ve erişilebilir bir metin hâline getirmeye çalışılmaktadır. Bu bildiride, İbn Haldun Üniversitesi’nin yazma ve nadir eser koleksiyonunun genel yapısı, Ebussuud Efendi’ye ait el yazması tefsir nüshasının özellikleri ve dijital koruma çalışmaları çerçevesinde kurumsal miras bilincinin güçlendirilmesine yönelik değerlendirmeler sunulacaktır.
Nadir Eserler Konferansı II: Bildiri özetleri kitabı
(RumeliYA Yayıncılık & Publishing, 2026) Kuzucuoğlu, Alpaslan; Aydin, Selçuk; Çelik, Sönmez; Kuzucuoğlu, Alpaslan Hamdi; Erdem, Burak; Ramazanoğlu, İsmail; Dinç, Memduh; Çuhadar, Sami; Aydin, Selçuk; Tahmaz Kaleci, Sonay; Dirken, Merve
İbn Haldun Üniversitesi Kütüphane Daire Başkanlığı, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı ve İstanbul Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı’nın İşbirlikleri ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümünün koordinasyonunda 16 Aralık 2025 tarihinde II. NADİR ESERLER KONFERANSI (NEK 2025) “Köklerden Kodlara: Nadir Eserler ve Yapay Zekâ” temasıyla İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi, Medya Merkezi Etkinlik Salonunda gerçekleştirilmiştir. Konferans kapsamında sunulan 37 bildirinin özetlerini içermektedir.
Mantıktan Metafiziğe: İsmâil Gelenbevî'de modalite-metafizik ilişkisi
(İBER Akademi Yayınları, 2024) Beşikci, Abdurrahman; Işık, Ahmet Erdem; İslami İlimler Fakültesi, Temel İslam Bilimleri Bölümü
Modalite-metafizik ilişkisi erken dönemden beri düşünce tarihinin sıklıkla incelenen meselelerinden biri olup günümüzde de önemini korumaktadır. Son dönem Osmanlı uleması arasında ön plana çıkan isimlerden İsmâil Gelenbevî gerek mantık gerek metafizik konuları içeren çokça eser kaleme almış ve hem muasırları hem de sonra gelenlerce takip edilmiş, incelenmiştir. Modalite konusunda Risâletü miftâḥi bâbi’l-müveccehât isimli bir eser de kaleme alan Gelenbevî aynı zamanda Burhân fî ʿilmi’l-mîzân isimli mantık kitabı ve birçok kısa risalesi ile modalite tartışmalarına ciddi bir katkı sunmuştur. Bu çalışma, modalitenin mantık ilminde nasıl ortaya çıktığını ve modaliteden metafiziğe geçişin keyfiyetini incelemeyi hedeflemektedir. Söz konusu geçiş ile kasıt pratik örneklerde modalitenin etkisinin gösterilmesi değil, aksine mezkûr ilişkinin teorik zemininin kurulmasıdır. Yani bu çalışmada herhangi bir belirli metafizik meseleye modal zeminde değinilmeyecek, metafiziğin modal zeminde nasıl inşa edildiği araştırılacaktır. Bu inşanın güvenilirliğini temin etmek için modalitenin metafizikten herhangi bir ilke almadan inşasına, mantığın metafizikî bir ilim olarak öncelemesinin keyfiyetine odaklanılacaktır. Ayrıca modalitenin ortaya çıktığı zemini araştırmak için beş tümel konusuna kadar inerek detaylı bir inceleme yapılacak ve ikinci bölümde modalitenin inşası olmaksızın bir metafiziğin mümkün olmadığı Gelenbevî örneğinde gösterilecektir.
Bu çalışma, insanın düşünme sürecinin keyfiyetini inceleyip onu hatadan korumayı hedefleyen disiplin olan mantığın, modalite konusu özelinde varlığa dair algımızı inşa eden metafizik ile olan ilişkisini incelemektedir.
Fetih'ten Tanzimat'a Osmanlı'da mantık: Şemsiyye varken Burhân'a ne hacet?
(Ensar Neşriyat, 2025) Beşikci, Abdurrahman; Çelebi, İlyas; İslami İlimler Fakültesi, Temel İslam Bilimleri Bölümü
Hamd, bizlere O'nu tanıma imkânı sunan akıl nimetini bahşeden Allah'a mahsustur. Salât ve selâm ise akledenlerin en hayırlısı, Efendimiz, Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.)'ya, âline ve ashâbına olsun.
Bir ilim olarak mantık, başta Osmanlı coğrafyası olmak üzere, İslam dünyasının her köşesinde okunmuş, okutulmuştur. Dolayısıyla, İslam coğrafyasında üretilen bilgiyi anlamlandırma noktasında mantık tarihi çalışmaları büyük önem arz etmektedir. İsmâil Gelenbevî (v. 1205/1791) mantığı "tepesinde meşale bulunan bir alem (bayrak)" olarak nitelendirir. Bu vasfıyla mantık, düşünceye yok gösterir, ilimlere hizmet eder. Gelenbevî mantığın "ilimlerin hizmetkârı" olduğunu söylerken Rasulullah (s.a.v.)'ın "Bir kavmin efendisi onlara hizmet edenidir" kavl-i şerîfine işarette bulunmaktadır. Bir diğer ifadeyle mantık, ilimler kavminin hizmetkârı, yani ilimlerin efendisidir. Yine Gelenbevî'nin ifadesiyle mantık, "mehri eksik edilmemesi gereken" bir ilimdir. Pek çok müşkülün reçetesi bu ilimde saklıdır...






















